Üzülme!
Dert etme can!
Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan, yürüyebiliyorsan
Ne mutlu sana!
Elinde olmayanları
söyleme bana
Elinde olanlardan
bahset can!
Üzülme!
Geceler hep kimsesiz
mi geçecek?
Gidenler dönmeyecek
mi?
Yitirdiğin her ne ise; bir bakarsın yağmurlu bir gecede
Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış...
Bil ki! Güzellikler de var bu hayatta...

* Mevlana

21 Ağustos 2011 Pazar

Yalnızlığımın Şerefine...

Defalarca övdüğüm, övündüğüm, sıkıca sarıldığım yalnızlığımla baş başa oturuyorum yine yoldaşlarım peki ya siz? Siz ne durumdasınız? Bu muhteşem yaz akşamında kiminlesiniz? Yoksa siz de benim gibi yalnızlığınızla sessizliğinizi mi paylaşıyorsunuz? Ben aynen şu an bunu yapıyorum. Koltuğumda oturdum ve sessizce size yalnızlığımı yazıyorum. Ama bu sefer pek övünemeyeceğim. Neden mi? Bilmem. Sanırım sıkıldım. Evet, bir sürü arkadaşım var. Şimdi istesem çıkarım ama canım onu da istemiyor şu an. Peki, ne istiyorum sizce? Sevgili mi? Emin değilim inanın. O kadar alışkınım ki günümü gün etmeye, bir ilişkiyi idare edebilir miyim bilemiyorum. Halit mi? O da ilişki miydi ki? Düzenli değildi ki. İşte onunla da günümüzü gün ediyorduk. Sıkıldım canlar sıkıldım. Artık kendime bir yoldaş ya da beyaz atlı prens gelsin, kılıcını çıkartsın ve beni kollarına alsın istiyorumdur belki de. Aslında çok inanmam masallara ama  Pretty Woman da olmamış mıydı? O bile, o haldeyken hayal ediyordu ve oldu. Ama o da filmdi değil mi? Ayrıca halinde de bir şey yoktu. Her kadın masalsı bir aşkı hak eder değil mi? Eder eder de, ben şimdi bu beyaz atlı prens gelse kapıma ne yaparım acaba? Kal gelir bana. İnme iner bir yerime maazallah J O kadar kopmuşum aşktan. Diyelim ki geldi, inme falan da inmedi. Ben ne yaparım sizce? Önce şöyle bir süzerim yakışıklı mı değil mi? Ne giymiş, arabasının markası ne? Elinde ne var bana getirdiği? Desem de yalan J Ben aynen şunu derim sıçtın Huge Dreamer. Ne bok yiyeceksin? Çağırdın ahan da bak geldi. Vallahi bunları düşünürüm, tırsarım, arkama bakmadan eve koşarım ve kapıyı kilitlerim. Oysa salak atılsana prensin kollarına. Yok, ille tahlil yapacağım, ölçüp tartacağım. Ya yoldaşlarım hangi prens eve kaçan prenses ister ki? İster mi sizce? Belki de ister. Peşimden koşar beni ikna eder kim bilir. Yok, yok ben ancak yalnızlığımdan sıkıldım, prensim biraz daha oyalansın az kaldı hazır olacağım. Vaktinde gelsin, tam zamanında. Ama itiraf etmeliyim peşimden koşulması egomu okşuyor, hoşuma gidiyor. Biraz olmalı, prensse prens ne yapalım Allah Allah biraz uğraşacak. Öyle ne armut piş ağzıma düş, ne güzel ohhh. Ama yoldaşlarım bütün prensler kapılmış. Bize de kala kala armutlar kalmış J Gençler var ama onlar da adı üzerinde genç. Hiç çekemiyorum. Ben şimdi benim yaşıtlarıma ya da ya da büyük erkeklere bakıyorum ve hemen kafamda kuruyorum. Hıım, şimdi bu niye yalnız? Kesin vardır bir falsosu yoksa bırakırlar mı diye düşünüyorum. İşte bakın yine tahlil. Of Huge Dreamer yine başladın diyorsunuz değimli? Evet, haklısınız ama benim de hiç haklılık payım yok mu sizce? Söyleyin bana ben manyadım mı yoksa? Belki de. Aman boş verin. Şerefe bu akşam kahvemi yalnızlığıma ve tabi ki bir de size kaldırıyorum yoldaşlarım. I love u…
Neyse işte öyle…
Sizi seviyorum, şüphe edişlerimi, hem kendime hem de erkeklere olan güvensizliğimi sevdiğim gibi…
Bir sonraki yazım’ Hoşt senin kısa donlu sevgiline mi kaldım’ yazımda buluşmak üzere.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İzleyiciler


Osho

‎''Kişinin her zaman doğru yolda gideceğinin garantisi
yoktur. Birçok kere birçok şey insanları yanlış yola yönlendirir çünkü doğru
kapıya gelmek için birçok kere yanlış kapı çalınır. Hayat böyle...

Eğer ilk seferde doğru kapıya rastlanılırsa onun doğru
olduğu anlaşılamaz. Her yer, her şey kırmızı olsa başka hiç bir renk olmasa
kırmızının ne olduğunu kimse bilemezdi. O yüzden son tahlilde hiç bir çaba
boşuna değildir. Her çaba kişinin gelişiminin doruk noktasına ulaşmasına katkı
yapar. İnsan asla kararsız olmamalı... Yanlış yola sapmak endişe yaratmamalı.
İşte bu önemli bir sorundur. İnsanlara asla yanlış bir şey yapmamaları
öğretiliyor.

Onlar yanlış bir şey yapmaktan o kadar korkuyorlar ki, hiç
bir şey yapmıyorlar, hareket kabiliyetini yitiriyorlar. Mümkün olduğu kadar
hata yapın. Ama bir şeyi unutmayın. Aynı hatayı tekrarlamayın. O zaman gelişirsiniz.
Yoldan sapabilmek özgürlüğünüzün bir parçasıdır. Bu doğru, bu yanlış diye bir
şey yok. Hayat o kadar kesin değil, onu bu kadar kolay etiketleyip
sınıflandıramayız. Hayat her şişenin etiketli olduğu ve neyin ne olduğu bilinen
bir eczane değildir. Hayat bir gizemdir, her an tetikte olunmalıdır. Neyin
doğru neyin yanlış olduğu hakkında önceden hazırlanmış yanıtlara güvenilemez.
Hayat çok hızlı ilerler dinamiktir, iki an asla birbiri ile aynı değildir, o
yüzden bu anda doğru olan bir şey, bir sonraki anda doğru olmayabilir. Bu
değişen hayata nasıl tepki verileceğine kişi o anda karar vermelidir.

Hayat böyledir..
Onun için hazırlık
yapamazsın..
Onu hazır bir şekilde
bekleyemezsin..
Güzelliği bu, anlamı
bu.
Her zaman şaşırtır ve
sürprizlerle gelir.
Her anın sürprizlerle
dolu olduğunu ve önceden hazırlanan hiç bir yanıtın uygulanabilir olmadığını
görürsün...
Eğer gözlerin varsa…''


UBUNTU :)

UBUNTU :)
Afrika'da çalışan bir Antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir, ağacın altına koyduğu meyvalara ilk ulaşanın ödülü o meyvaları yemek olacaktır.Onlara "hadi, şimdi başlayın birinci olan ödülü alacak" der.O anda bütün çocuklar elele tutuşur, koşup ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyvaları yemeye başlarlar. Antropolog neden böyle yaptıklarını sorduğunda şu yanıtı verirler; Bu UBUNTU'dur. Nasıl olurda diğerleri mutsuz iken birimiz o ödülü yiyebilir ki ? Ve UBUNTU'nun anlamını açıklarlar onların dilinde UBUNTU "Ben biz olduğumuz için ben'im" demekmiş

Bob says

Bob says
Onun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da; hatta bir tanesi de, daha önce aşık oldu, tekrar olabilir. Ama şu an seni seviyorsa daha ne olabilir ki? Tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil ve ikiniz birlikte asla mükemmel olamayabilirsiniz. Ama şayet o seni güldürebiliyorsa, iki kez düşündürebiliyorsa kabul edersin ki; insanlar hata yapar onu seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin herşeyi ver. Seni günün her anında düşünmüyor olabilir ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını verecektir. Kalbini. Yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye kalkma ve verebileceğinden fazlasını bekleme. Seni mutlu ettiğinde gülümse, kızdırdığında fark etmesini sağla ve yokken özlediğini bil.
Dünyayı daha kötü hale getirmeye çalışanlar bir gün bile durmazken, ben nasıl durayım?

Ömer Hayyam;


Evvela;

Benim rızam olmaksızın

Dünyaya getirildim.

Hayatta;

Hayretimden başka bir şeyim artmadı

Sonra yine elimde olmadan

Bu dünyadan göçeceğim

GELMEKTEN, KALMAKTAN, GÖÇMEKTEN

Maksat ne?

Hala anlamış değilim!

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı